2 Temmuz 2011 Cumartesi

Bir siyah, biraz da yeşil ve çokça kırmızı

Kırmızı sineklerin yaşadığı bataklıklarda varmış. Orada siyah insanlar yaşar ve karınlarını doyurmak için yeşil kurbağaları avlarlarmış. Birgün siyah insanın biri, yeşil kurbağa avlamaya gittiğinde, güzel saçlı karısının aşkıyla karışan minicik aklını kaybetmiş. Aklı bir başka yerlerde olan dostumuz bastığı toprağı da bilememiş ve bir bataklığa saplanmış. Bağırmış, çağırmış ama gelen yokmuş. Sonra yeşil bir kurbağa belirmiş ve o siyah insana yardım edeceğini fakat onu yiyebileceği için bunu yapmayacağını söylemiş. Siyah adam perişan. Düşünmüş, taşınmış ve en nihayetinde bir çare bulabilmiş. Demiş ki; "Siz beni buradan çıkarın. Ben buraya kırmızı sinekleri toplayacağım ve siz de bir güzel ziyafet çekeceksiniz". Yeşil kurbağa, siyah adama güvenemese de bu teklifi kabul etmiş. Yeşil kurbağalar toplanmışlar ve siyah adamın sağ kolunu çıkarmışlar dışarı. Adam da sözünün eri bir adammış ki kolunu ısırmış ve eti ortada... Kırmızı sinekler hemen gelmişler. Oh! tabi yeşil kurbağalarda bu fırsatı hemen değerlendirmiş ve afiyetle kırmızı sinekleri yemişler. Daha sonra sol kolunu da aynı şekilde çıkarıp mükafatlandırılmışlar. Sonra bir başka yeri, bir başka yeri daha... Siyah adam artık dışarıdaymış. Yeşil kurbağalara teşekkür edip kanaya kanaya köyünün yolunu tutmuş. Yolda siyah adamın başı dönmeye başlayınca bir kenara oturmuş. Siyah adamın ağrıları arttıkça dayanamaz hale geliyormuş ve siyah adam acıdan kıvranarak yere sere serpe yığılmış. Sarılaşmış, çürümüş o simsiyah derisi ve içinden kırmızı sineklerin sarı kurtçukları çıkmaya başlamış. Kurtçuklar, o siyah bedeni yedikçe bir kırmızı sineğe dönüşmüşler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder