5 Şubat 2010 Cuma

İki Sincap

Eflatun bir gecenin içinde iki sincap rastlamışlar büyük ağacın üzerinde. Gecenin bir vaktinde dışarda olmaları bilindiği üzere çok sıradışı bir durum sanılacakken aslında onları farklı kılan şey birisinin kuyruğunun olmamasıymış. Kuyruklu olan gecenin bir vaktinde dışarda olmasını pek garipsemiyor olacakmış ki kuyruksuz olanın kuyruksuz olmasını ve aslında gecenin bu karanlığında kuyruksuz olmasını çok garipsemiş. Yanına gidip sormuş neden kuyruğunun olmadığını. Kuyruksuz olan ise ağlamış, ağlamış, ağlamış... Ağlamaktan fırsat bulupta anlatamamış neden kuyruğunun olmadığını. Kuyruklu olan kızmış haliyle. Bağırmaya, çağırmaya başlamış ve bu bağırış, çağırışları kuyruksuz olanın ağlamayı kesmesine kadar devam etmiş. En nihayetinde kuyruksuz olan ağlamayı kesmiş tabi... Bunu fırsat bilen kuyruklu olan sorusunu tekrarlamış. Fakat sorunun daha soru işaretini bile görmeden kuyruksuz olan başlamış bu sefer yerinde zıplamaya. Kuyruklu olan haliyle daha da fazla sinirlenmiş. Kendisiyle alay edildiğini sanıp, tam da sıktığı sol yumruğu ile kuyruksuz olanın kafasına bi'güzel geçirecekken, kuyruksuz olan bu sefer başlamış elleriyle kanat çırpar gibi yapmaya. Kuyruklu olan sincap afallamış haliyle. Bakakalmış kuyruksuz olanın yaptıklarına. Kuyruksuz olan elleriyle kanat çırpar gibi yapmaya devam ederken ansızın arkasına bile bakmadan evine doğru kaçmaya başlamış. Kuyruklu olan, kuyruksuz olanın arkasından bağırarak neden gittiğini sormaya çalıştığında ise kuyruksuz olanın çok uzaklardan "BAYKUŞ" dediğini duyabilmiş. Ne gariptir ki baykuş, ona o sesten daha yakınmış...