9 Temmuz 2009 Perşembe

Karınca ve Küpşeker

Son kış ayı da bittikten hemen sonra tüm karıncalar hummalı biçimde çalışmaya verirler kendilerini. Varını yoğunu ortaya koyarak çalışırlar ki bir sonraki kışı da rahatça geçirebilsinler… İşte yine ılık bir ilkbahar gününde karıncalar harıl harıl çalışıyorlarmış yuvaları için. Yiyecek bulmak için çevrede gezinip, buldukları her çeşit nevaleyi yuvalarına götürürlermiş. Hikaye bu ya, işçi karıncaların arasından biri o sırtında taşıdığı bembeyaz ve tatlı mı tatlı küp şekeri bir başka sevivermiş. Küp şeker onun sırtındayken karınca kendini hafif hissediyor ve bu haz ona sapsal bir mutluluk kazandırıyormuş. Karınca, küp şekerle birlikteyken hiçbir şey düşünemiyor, biraz sonra yuvalarına vardıklarında ondan ayrılacağını aklına getirmemeye çalışıyor ve sarf ettikleri bu yol hiç bitmesin istiyormuş.

Yuvaya vardıkları vakit karınca acı gerçekle karşı karşıya kalmış. Küp şekeri istemişler, vermemiş karınca. Küp şekerin yuvaya ait olduğunu söylemişler, karınca gene de vermemiş... Karınca, işi zora sokmuş, isyan etmiş, bağırmış, çağırmış, küfretmiş, lanet etmiş, sövmüş, saymış, huzursuzluk yaratmış ve olay çıkarmış ama küp şekeri gene de vermeye yanaşmamış. Bu duruma el koymak adına asker karıncaların en kıdemlisi kraliçe karıncaya durumu anlatmak için gitmiş. İzah etmeye çalışmış, milyonlarca karıncanın bir karınca karşısında nasıl aciz kaldığını anlatmanın bir yolunu bulamamış. İçten içe anlamsız olduğunu düşünmüş bu olanların... Kraliçe karınca, gülümsemesini saklamaya çalışarak ona; küp şekerin karıncaya verilmesini ve yuvadan kovulmalarını emretmiş…

Karınca ve sırtındaki küp şeker bir başına kalmışlar bu bilmedikleri dünyada. Her şey onlara yabancıymış ve bir o kadar da uzakmış. Ama gene de karınca sırtında küp şeker varken mutluymuş. Karınca, aslında kendisi için önemi olan başka hiçbir şey kalmadığı için mutluymuş. Hayat böylece tammış onun için... Peki ya küp şeker için hayat neyden ibaretmiş?

Birlikteliklerinin tadını çıkardıkları günlerden birinde yağmur yağmaya başlamış. Karınca içgüdüsel bir tepkiyle kaçarak bulduğu herhangi bir şeyin altına sığınmaya çalışmış. Yağmur onu hep korkuturmuş çünkü. Daha önce yağmurun neden olduğu ölümlere yakından tanışıklığı varmış. Aklı gitmiş karıncanın ve buralarda olmasına sebep küp şekerin artık sırtında olmadığının farkında da değilmiş. Biraz zaman sonra küp şeker karıncanın hatırına geldiği vakit karınca durumun vahimiyetini hala çözememiş. Nasıl bir cesarettir ki kendini yağmurun altına atıvermiş ve küp şekeri aramaya başlamış. Bulamamış ama... Küp şeker yağmur damlalarıyla çoktan erimiş gitmiş. Karınca bunu bilememiş ve aramış durmuş. Günler geçmiş, aylar ve yıllar geçmiş karınca hala aramış, aramalıymış çünkü…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder