21 Aralık 2009 Pazartesi

bir projeye başlıyoruz ikimiz.
sevinçlerdeyim...

21 Kasım 2009 Cumartesi

biri burayı terketti, masal cini kadehi fırlattı.
üstelik in cin top oynamıyor artık.

28 Ekim 2009 Çarşamba

...
sonra hemen koştum. odama çıkıp, giysi dolabımın üzerine koyulmuş daktilomu dikkatle yere indirdim. sardım kağıdı. derin nefes aldım.
başladım yazmaya...

ben

dedim ve bitti. ne kim olduğumu diyebildim ne, ne yaptığımı. ne... öyle işte. hikaye böyle başlayamazdı. benle ilgili olan hikaye olamayacağı için, o yüzden, yeni bir kelime arıyorum.
nasıl başlamalıyım hikayeye bensiz?

:/

9 Temmuz 2009 Perşembe

Karınca ve Küpşeker

Son kış ayı da bittikten hemen sonra tüm karıncalar hummalı biçimde çalışmaya verirler kendilerini. Varını yoğunu ortaya koyarak çalışırlar ki bir sonraki kışı da rahatça geçirebilsinler… İşte yine ılık bir ilkbahar gününde karıncalar harıl harıl çalışıyorlarmış yuvaları için. Yiyecek bulmak için çevrede gezinip, buldukları her çeşit nevaleyi yuvalarına götürürlermiş. Hikaye bu ya, işçi karıncaların arasından biri o sırtında taşıdığı bembeyaz ve tatlı mı tatlı küp şekeri bir başka sevivermiş. Küp şeker onun sırtındayken karınca kendini hafif hissediyor ve bu haz ona sapsal bir mutluluk kazandırıyormuş. Karınca, küp şekerle birlikteyken hiçbir şey düşünemiyor, biraz sonra yuvalarına vardıklarında ondan ayrılacağını aklına getirmemeye çalışıyor ve sarf ettikleri bu yol hiç bitmesin istiyormuş.

Yuvaya vardıkları vakit karınca acı gerçekle karşı karşıya kalmış. Küp şekeri istemişler, vermemiş karınca. Küp şekerin yuvaya ait olduğunu söylemişler, karınca gene de vermemiş... Karınca, işi zora sokmuş, isyan etmiş, bağırmış, çağırmış, küfretmiş, lanet etmiş, sövmüş, saymış, huzursuzluk yaratmış ve olay çıkarmış ama küp şekeri gene de vermeye yanaşmamış. Bu duruma el koymak adına asker karıncaların en kıdemlisi kraliçe karıncaya durumu anlatmak için gitmiş. İzah etmeye çalışmış, milyonlarca karıncanın bir karınca karşısında nasıl aciz kaldığını anlatmanın bir yolunu bulamamış. İçten içe anlamsız olduğunu düşünmüş bu olanların... Kraliçe karınca, gülümsemesini saklamaya çalışarak ona; küp şekerin karıncaya verilmesini ve yuvadan kovulmalarını emretmiş…

Karınca ve sırtındaki küp şeker bir başına kalmışlar bu bilmedikleri dünyada. Her şey onlara yabancıymış ve bir o kadar da uzakmış. Ama gene de karınca sırtında küp şeker varken mutluymuş. Karınca, aslında kendisi için önemi olan başka hiçbir şey kalmadığı için mutluymuş. Hayat böylece tammış onun için... Peki ya küp şeker için hayat neyden ibaretmiş?

Birlikteliklerinin tadını çıkardıkları günlerden birinde yağmur yağmaya başlamış. Karınca içgüdüsel bir tepkiyle kaçarak bulduğu herhangi bir şeyin altına sığınmaya çalışmış. Yağmur onu hep korkuturmuş çünkü. Daha önce yağmurun neden olduğu ölümlere yakından tanışıklığı varmış. Aklı gitmiş karıncanın ve buralarda olmasına sebep küp şekerin artık sırtında olmadığının farkında da değilmiş. Biraz zaman sonra küp şeker karıncanın hatırına geldiği vakit karınca durumun vahimiyetini hala çözememiş. Nasıl bir cesarettir ki kendini yağmurun altına atıvermiş ve küp şekeri aramaya başlamış. Bulamamış ama... Küp şeker yağmur damlalarıyla çoktan erimiş gitmiş. Karınca bunu bilememiş ve aramış durmuş. Günler geçmiş, aylar ve yıllar geçmiş karınca hala aramış, aramalıymış çünkü…

Kurtçuk






Con, bir tek kendisinin duyduğu gacur gucur sesleri, toprak yola geçerek sonlandırmak istemişti. Evine birkaç ayaklık yol kaldı ki o sırada daha önce efsane olarak duyduğu , ve olmayacağını düşündüğü bir şey gelmişti başına farkında değildi henüz.Akşamüstü bulutlarıyla Con yerin dibine geçmeye çalışırken Duru onu ısrarla tutup, gitmesin diye uğraşıyordu.Babasının sözünü tekrarlatmazdı hiç Duru. Üstelik eli ayağına dolanmadan yapabilirdi bunu. Ve yine sırf o istedi diye –belki yine bir cana kıyılacak da haberi yok- gidip Con’u eve getirecekti. Zorla alıkoyarak eş dostunun arasında…Kısacık saçlarının rengini kendisine benzetti ve hakim olamadığı bir yakınlık duydu Con kıza. Korkmayı unutup sadece kokusuna odaklanmıştı. Papatya gibiydi teni. Con’a göre uzun, kıza göre kısaydı yol. Kapının eşiğine geldi. girmeden önce penceren bir baktı içeri. Babası uyukluyordu yine. Hobi gibiydi bu Fodul amca için. Çevresindeki tüm dostları alışmıştı bu garip duruma da bir tek Duru anlayamıyordu. Hasta olmasından endişelenmesi bir yana sanki onun normal bir insan olmadığını da düşünüyordu.Karışık kafasıyla basamakta oturdu biraz. Elindeki kurtçuğa baktı. Hep nefret etmişti onlardan. Fakat ilk kez sevimli geldi ona bu saçlarının rengindeki yaratık. Onun bir adı olduğunu bilmediği için bıdık demeye karar verdi. Korkma diye fısıldadı Bıdık Con’a. Kırpık kırpık baktı Con konuştu fakat kız duymadı onu. Şimdi ailesi ne kadar endişeleniyordu kim bilir onun için, öldüğünü bile düşünüyor olabilirlerdi.Daha fazla beklemek istemeyen Duru incecik ellerinde tuttuğu bu kurtçukla girdi içeri ve safça uzattı babasına. Fodul amca hissederek uyandı ve kelime etmeden yaklaştı kızın elindekine. Baktı. Epey süre inceledi. Kızının tek seferde onu bulamayacağından o kadar emindi ki afalladı. Sürahi ülkesinde, Duru yaşına gelmiş tüm kızlar hayatlarını değiştirecek o yaratığı bulmak zorundaydılar. Yoksa asla normal bir insan gibi yaşayamayacaklardı. Babası ne yalan söyleyebiliyordu kızına ‘yanlış hayvan, bu o değil’ diye ondan ayrılmamak için, ne de kabullenebiliyordu kendisinden gidecek olmasını. Onlar susmaya devam ederken Con sakinliğini yitirip korkmaya başlamıştı yeniden. Neler olacağını bilmemek hortlağa çevirmişti onu.Duru ise aslında nefret ettiği fakat zavallı kurtçuğu getirmişti babasına neden istediğini bilmeden, ve neden hala bekliyor bu ihtiyarım diye düşündü. Dayanamayı;p sordu ‘’ ona ne yapacağız baba? ‘’Adam çaresiz, anlatmalıydı, belki kızı o hayatı seçecek ve mutlu olacaktı buna engel olamazdı.‘’Sürahi ülkesinde, evvel zamanda bizler yokken başka varlıklar yaşam sürermiş. Ve evrendeki her şey diledikleri gibi olur ve hep mutlu yaşarlarmış. Fakat onlar bizim gibi değil, ölürlermiş.bizse biliyorsun yaşlanıyoruz fakat ölmüyoruz. Normal insanların yaşadığı çoğu şeyden yoksunuz. Gülmek kelimesini biliyoruz fakat nasıl olduğunu anlayamıyoruz. Farklıymışız işte Duru, ölümsüz fakat huysuzmuşuz. Bunun sebebiyse o efsaneye göre, ülkede yaşayan o varlıkları canice öldürmüşüz. Ve tanrı bizi insan görünümlü yaratıklar kılmış. ve rivayete göre , hepimizin için bir şans varmış eskisi gibi iyi olmak için mutluluk yaşamak için.bu şans, bizden önce burada yaşayan varlıklardan birtanesini sevmekle elde ediliyormuş. Bunu başarabilen çok az kişi var, sen o yaratığı buldun tek yapman gerekense ona aşık olmak ve sonra efsane gerçek olacak ve sen bizden ayrı, o bulduğun kurtçuksa insan olarak normal dünyada yaşayabileceksiniz. Şimdi söyle bunun olmasını istiyor musun kızım?!’Anlamıştı, doğumundan bu yana her şeyin neden bu kadar garip olduğunu, babasını bile nende bu kadar yardıgadığını anlamıştı. Ağlamak insana has bir şey kız bunu biliyor fakat yapamıyordu.’lanetliymişiz meğer’ dedi içinden. Bir kurtçuğa baktı bir babasına. Süzgün gözleri vardı fakat üzülemiyordu. Duygusuzca beklediler baba kız. Babası anlamıştı ne diyeceğini, kız karar vermişti. Con titriyordu.‘’baba’’ dedi, ‘’ senin bunu neden istediğini bilmiyordum. Ve nefret ettiğim bu yaratığı elime aldığım andan itibaren ılık ılık aktı içimden bir şeyler. Kalbim varmış gibi hissettim. Ben bunu yapabilecek miyim bilmiyorum fakat ona aşık olmak istiyorum.’’Adam normalde kahrolması gerekirken öyle bakıyordu hala – duygusuz ya bunlar- .Bu sözlerden sonra yapacak bir şey yoktu. Kız aşkı için gerekenleri yerine getirecekti sadece ve her şey tamam olacaktı. İnsan gibi olacaktı. Bir ruhu olacaktı, bir kalbi ve duyguları. Babası ise yokluğunu bilecek fakat odunlarla olan yaşamını kızının yokluğunda yokluğu yokmuş gibi sürdürecekti fark etmeksizin.İşte zamanı geldi efsanenin. Her masaldan bir şey çalınmış bu efsanede, saat tam gece yarısı 12’yi vurduğunda kız Con’u ö;pecek! Ardından toprak onu içine çekecek bir ölü gibi tabuta yatacak kız önce ölümsüzlüğü alınacak sonra ruh verilecek , bu arada ö;ptüğü kurtçuk da prense değil ama yakışıklı bir erkeğe dönüşecek sonra birlikte arşa yükselecekler, ikisine de ruh üfleyecek tanrı, makamında evli kılı;p kalplerini verecek ellerine, camdan bir tabutta papatyalar içinde uyanacaklar , ilkin erkek kendiliğinden kalkacak sonra pamuk prenses gibi uyuyan Duru’yu dudaklarından ö;perek ilk mutluluğu yaşayacaklar ve artık insanlar işte. Fasulye sırığından yeryüzüne inip uzun ve mutlu bir ömür geçirecekler, bir düzine çocuk yapmasalar da çocukları olacak. Ve onlar eğer uslu birer çocuk olurlarsa şirinleri görecekler…Tüm bunlar olup biterken yaşlı adam toprak rengi giysiler dikmeye devam edip, kedisiyle birlikte huysuzca yaşayacak, sonsuza dek…

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Ali ve ben iki eski dostuz.
aramızdaki durumu başka şekilde tanımlayabilirsem yaparım bunu fakat en sadesi bu oluyor.
Ali ve ben (fata), sanatı seviyoruz.

burada biz anlaşılmaya çalışacağız. ya da sadece masallar yazarız, bilmiyorum.